TÜRK OKUR SUE TOWNSEND'I NEDEN BİLMİYOR? (Makaleler)

TÜRK OKUR SUE TOWNSEND'I NEDEN BİLMİYOR?

Ana Sayfa | Blog | TÜRK OKUR SUE TOWNSEND'I NEDEN BİLMİYOR? (Makaleler) - 1.5.2014

TÜRK OKUR SUE TOWNSEND'I NEDEN BİLMİYOR?

Sonunda Sue, geçtiğimiz Nisan ayında, yıllardır büyük bir azimle verdiği savaşta yenik düştü ve 68 yaşında aramızdan ayrıldı. Ben ise, entellektüel ancak saf ve bir o kadar takıntılı kahramanı Adrian Mole’u okurken gülmekten akıttığım gözyaşlarını, Sue’nun ölüm haberiyle bir kere daha döktüm...

TÜRK OKUR, İNGİLİZ FENOMEN SUE TOWNSEND’I NİÇİN BİLMİYOR?





Birleşik Krallık’ta bir fenomen olduğu halde, ne yazık ki ülkemizde yeterli ilgiyi görememiş  bir yazardan bahsetmek istiyorum: Sue Townsend’dan. 


Bu kara mizah ustasını, maalesef kitapları çıktıktan çok sonra keşfetmiş, yazdıklarını okurken kendimden geçmiştim. O vakitler henüz 18-19 yaşlarında, gurbette, kendi ayaklarımın  üstünde durmaya çalışıyordum. Londra'daki dil öğretmenimin, “Sen hâlâ onu okumadın mı, sözleri bana dokunmuş olacak ki kitabı o gün almış, bir solukta bitirmiştim, ilaç gibi gelmişti. 

Kitap ergenliğe girmekte olan bir erkek çocuğun günlüğüydü. Bölüm aralarına, kara kalem çizimler serpiştirilmişti. Hayatımın çok zor, bir o kadar da tuhaf döneminden geçerken, gözlerimden yaşlar gelene dek beni güldüren bu iki kitaplık seriye ilerki yıllarda yenileri de eklendi; hepsini aldım ve okudum.  


Townsend sayısız ödüllerin, fahri ünvanların başını döndürmesine izin vermemişti. Ne üzücüdür ki, erken sayılabilecek bir yaşta, önce şeker hastalığından görme, bir kas hastalığının sonucunda da yürüme yeteneğini kaybetti.  İmdadına en büyük oğlu Sean yetişti; onun gözü, eli, daktilosu oldu.  Sean, aynı zamanda annesinin iflas eden böbreğinin yerine kendi böbreğini vermiş, ne var ki bu da Sue’nun 2013’te felç geçirmesine engel olamamıştı. 


Sonunda Sue, geçtiğimiz Nisan ayında, yıllardır büyük bir azimle verdiği savaşta yenik düştü ve 68 yaşında aramızdan ayrıldı. Ben ise, entellektüel ancak saf ve bir o kadar takıntılı kahramanı Adrian Mole’u okurken gülmekten akıttığım gözyaşlarını,  Sue’nun ölüm haberiyle bir kere daha döktüm...


Yazarın yayınevi olan Penguin Books,  kalemiyle monarşiye kafa tutan, ulusunun eksik yönleriyle dalga geçen cesur kadının acı haberini ‘ölüm ilanı’ olarak duyurdu. İngiliz ulusal haber kanalı BBC ise cenazenin detaylarını içeren etraflıca bir haber yaptı. 

Ben de Sue’yu ve baş karakteri Adrian’ı tanıtmak için, işte bu iki haberi, elimden geldiğince özetleyerek çevirmeye çalıştım. 




ÖLÜM İLANI


Sue Townsend (1046-2014) , Birleşik Krallık’ın en sevilen ve en çok okunan yazarlarından biriydi. Kitapları İngiltere’de 10 milyon, dünya çapındaysa 20 milyondan fazla baskı yaparak modern klasikler arasında yerini almıştı.

Doğma büyüme Leicester’lı olan Sue, henüz 15 yaşındayken okulu terk etmiş, 18 yaşında evlenmiş, 23 yaşına geldiğindeyse üç çocuğuyla tek başına kalmıştı. Fakir bir aileden geliyordu. Çocuklarının bakımı ve evin geçimi için fabrika işçiliğinden tezgahtarlığa pek çok işte çalışmak zorunda kalmıştı. Ama en sevdiği iş benzin istasyonunda pompacılıktı, çünkü iki dolum arası kitap okuyabiliyordu. Sue, yirmi yıl boyunca yazdıklarını herkesten saklamış, sonunda, otuzlu yaşlarındayken, Leicester Phoenix Tiyatrosundaki bir yazın grubuna katılmış ve ilk oyunu Womberang ile Thames Televizyonu’nun düzenlediği yarışmada Playwright ödülünü alarak yazın hayatına atılmıştı. Womberang’ı başka oyunlar izledi: Harika Kutsal İnek (The Great Celestial Cow, 1984), On Minik Parmak (Ten Tiny Fingers), Dokuz Minik Ayak Parmağı (Nine Tiny Toes, 1990), ve en yeni oyunu Sen, Ben ve Wii (You, Me and Wii, 2010). 

Ne var ki ona büyük şöhreti getiren, 1975’de yazmaya başladığı Adrian Mole serisi oldu. Serinin ilk kitabı The Secret Diary of Adrian Mole aged 13 ¾   (13 ¾ yaşındaki A.Mole’un Gizli Günlüğü) 1982’de basıldıktan iki yıl sonra, The Growing Pains of Adrian Mole (A.Mole’un Büyüme Sancıları) yayımlandı. Bu iki kitap Townsend’ı, 1980’lerin en çok satan yazarı yaptı. Ardından seriye, Adrian Mole: The Wilderness Years (A.Mole: Vahşi Yıllar, 1993); Adrian Mole: The Cappuccino Years (A.Mole: Kapuçino Yılları, 1998), Adrian Mole and the Weapons of Mass Destruction (A.Mole: Kütlesel İmha Silahları, 2004); ve son olarak 2009’da Adrian Mole: The Prostrate Years (A.Mole: Prostat Yılları) katıldı. Bu sırada seri, radyo ve televizyondan sonra, tiyatro sahnesine de uyarlandı ve turnelerle yurt dışına taşındı. Leicester Üniversite’sinin onur üyeliğine de layık görülen yazar, o güne dek bir üniversitenin verebileceği en yüksek ünvanı edindi ve bunun yanı sıra, ülke ve dünya çağında gerek üniversitelerden gerekse edebiyat alanında verilen ödülleri topladı. 

2012’de basılan en son romanı The Woman Who Went to Bed for a Year (1 Yıl Uyuyan Kadın) görülmemiş bir başarı yakalayarak yalnızca İngiltere’de 500 bin sattı.

10 Nisan’da ebedi yolculuğuna çıkan Sue Townsend’ın Leicester’de yapılan cenazesine beklenenin çok üstünde katılım oldu. De Montfort Hall’da 1500 Kişilik salon dolarken, salonun hemen dışına, içeri giremeyenler için büyük bir ekran yerleştirildi. Arkadaşlarının ve ailesinin kendisi hakkındaki güzel sözlerini müteakip en sevdiği müzikler çalındı; Elvis Presley ve Acker Bilk. 

Leicester şehrinin onursal üyeliği de verilen Sue’nun ikinci kocası Colin Broadway ve dört çocuğu da cenazede hazır bulundu. Rivayete göre, Sue, Colin’i ilk defa Leicester’ın dağlarında adamı bir kaz sürüsü güderken görmüş ve içinden aynen şöyle demişti: “Kafadan kontak!” 

Cenazenin sonlarına doğru menajeri, Sue’nun son zamanlarında bir kitap üstünde çalıştığını, fakat ne yazık ki artık bu kitabı okumanın mümkün olmayacağını duyurdu. Halbuki  Townsend’in üzerinde çalıştığı dosyanın adı: Pandora’nın Kutusu’ydu. Pandora adı Adrian Mole için çok önemliydi çünkü Pandora karakteri onun çocukluktan başlayan, ve tüm hayatına damgasını vuran, güzel, sarışın, asi ve bir o kadar da aristokrat aşkı, bir tanesiydi. Kitabı bitirebilseydi, eminim, bu yan karakteri anlatan kitap milyonlar satacaktı.

Konuşmacıların sözlerinden akılda kalanların bazıları şunlar oldu:

 “Şartların onu yenmesine asla izin vermedi, yaşamını kendi ellerine aldı ve yaşam onu sürükleyeceğine, o yaşamı sürükledi. İnanılmaz bir yaşama gücünün yanında bir o kadar da komikti.”

“Müthiş bir başarıydı onunki, ancak başını döndürmesine asla izin vermedi.”

“Tam anlamıyla bir cevherdi.”

“Kitapları dünya çapında olsa da o geldiği yeri hiç unutmadı. Leicester’i nerede olduğunu herkese gösterdi.”


Peki Neden Bilinmiyor?


Adrian Mole serisinden dilimize çevrilen kitap sayısı yalnızca bir! O da ilk kitap olan The Secret Diary of Adrian Mole aged 13 ¾. 

Can Yayınları’ndan 2003’de Bir Yeniyetmenin Gizli Günlüğü adıyla yayımlanmış. Bense kitabın adını “13 ¾ yaşındaki Adrian Mole’un Gizli Günlüğü” olarak çevirmeyi seçtim. Kitabın ülkemizde tutulmamasının, bilinmemesinin, yazarının tanınmamasının bana göre birden çok nedeni var:

  1. 1-Serinin adı, aynı zamanda kahramanı olan Adrian Mole’un ismi yer alıyor. Oysa Türkçe baskısında yok. Bunu yanlış buldum. Hem de “yeniyetme” ifadesi kitabı antipatik yapmış. 
  2. 2-Alakasız kapak resmi! Tasarımcı, bu entellektüel taklidi yaparak aydın olacağı zanneden naif, utangaç, tutucu, durağan ama gergin karakteri, yaşının ve yaşamın keyfini süren, aktif, neşeli bir erkek çocuğuna nasıl dönüştürmüş? Cevap açık, okumadığı için. İçerikle bağlantısız bir kapak. Kitabın adına bakarak illüstrasyon yapılır veya çizim seçilirse sonuç da böylesi alakasız, zayıf ve ayıp olur. Peki niçin?... Bu sorunun cevabını herkesin bildiğini düşünüyorum...
  3. 3-Kitabın içine “Gençlik Romanı” ibaresi konmuş. Lakin bu kitap, kendi ülkesinde basılırken  (böyle) bir alana sıkıştırılmamış, böyle manasız bir kategori yapmamış.  Bu demek değil ki bir kitapçı bu kitabı çocuk veya gençlik bölümüne koyamaz. O, onun vereceği karar. Her şey bir yana, içerikteki kara mizah ve ironiyi düşünürsek zaten kitap 13 yaş ve üstüne hitap ediyor, vakıa bu kahraman büyüyor ve kırklı yaşlara geliyor, evleniyor, çocukları oluyor; dili gelişiyor, değişiyor!
  4. 4-Gelelim çeviriye... Rastgele bir tercüme bürosunda, konuya hâkim olmayan, hatta olmak da istemeyen, ilgisiz biri tarafından, sayfa başına yapılan türden bir çeviri olmuş. Okur olarak karakteri anlamıyor, olaylara hakim olamıyor, Mole ailesinin yaşantısının içine giremiyorsunuz, çünkü metin Türkçeleştirilmemiş... Buram buram tercüme kokuyor.

Dünyada 20 milyon satan, hâlâ da satmaya devam eden bir kitabın bu özensizlikte basılması hayret verici... Seri çevirisi demişken, bir Fransız çocuks serisi olan Pıtırcık (orjinal adıyla Le Petite Nicolas) serisini, muhteşem bir Türkçeleştirme yaparak edebiyatımıza kazandıran Vivet Kanetti’yi tam da bu noktada, saygıyla selamlamalı. O olmasaydı, Pıtırcık  böyle bir karakter ülkemizde nasıl böylesi benimsenecekti?  

  1. 5-Ek olarak, seriye ait bir kitabı basmak yetmiyor. Yazarın ve o serinin tanıtımının ve eleştirisinin yapılması, kitap eklerinde yazılması gerekiyor. Yaptığınız işe inanmanız ve araştırmanız gerekiyor. Bu görev de yayınevine düşüyor. Şayet gençlik romanı olduğunu iddia etmeye devam ediliyorsa, daha da iyi, çünkü gençlik kategorisinde basılan o kadar az sayıda kitap var ki.


Hâl böyleyken ben de kitabın Türkçesinden bir paragraf aldım ve karşılaştırabilmek için altına kendi çevirimi koydum. Ömrümde hiç kitap çevirisi yapmamış olsam da ne demek istediğimi sanırım aşağıda anlatmış oldum.



9 Ocak Cuma

Öksürük, öksürük, dün geceyi öksürük sesleriyle geçirdik. Öksürmekte yarışıyorlardı adeta. Yorucu günün ardından bana birazcık anlayış göstereceklerini sanırdım!

Babaannem geldi ve evin halini görünce iğrendi. Ona, her zaman derli toplu olan odamı gösterdim. Bana elli peni verdi. Çöp kutusundaki boş içki şişelerini de gösterdim. Bu görüntü onu iğrendirdi. Büyükannem, köpeği kömürlükten çıkardı, annemin köpeği buraya bağlamasının acımasızlık olduğunu söyledi. Köpek, mutafağa kusunca onu yeniden kömürlüğe kilitledi. Babaannem, çenemdeki sivilceyi sıktı. Böyle daha da kötü oldu. Yeşil önlükten söz ettim. 

(...)


9 Ocak Cuma

Dün gece sabaha kadar öksürük dinledim! Biri bitti, öteki başladı. Sanırsın ki o kadar yorucu bir günden sonra bana bir parça sempati gösterirler ama nerdeee?

Babaannem gelip de evin halini görünce fenalık geçirdi. Hemen ona her daim derli toplu olan odamı gösterdim, elli peniyi kaptım. Sonra çöpteki boş içki şişelerini de gösterdim,  hepten kafayı yedi. Annemin  bir zalim olduğunu söyleyip kömürlükte kapalı duran köpeği çıkarttı. Köpek mutfağa kusunca hayvanı gerisingeri kapattı. Ama çenemdeki sivilceyi sıkması hiç iyi olmadı hatta daha beter etti. Ona anneme aldığı yeşil önlüğün hiç giyilmediğini de söyledim. 

(...)


Çağdaş ve Sorgulayan Bir Ergen!


Adrian Albert Mole, 13 küsur yaşlarından başlayan günlüklerinde,  içki problemi olan bir anne, işsizlik maaşıyla geçinen bir baba, hiçbir şeyi onaylamayan bir babaanne, yetişkin ikiyüzlülüğü ve geçimsizliklerle dolu bir evde, kendi has düzeni, bir ergenden beklenmeyecek takıntılı düzeniyle, kendini bir aydın olarak yetiştirmeye çalışmasını, bu uğurdaki beklentilerini, hayal kırıklıklarını, duygu ve düşüncelerini anlatıyor. Bu süreçte anne evi terk ediyor, baba başkasıyla yaşıyor, evlilik dışı kardeşleri oluyor, fakirliği tadıyor, kendi sınıfının dışında, kendi karakterinin tam zıttı, son derece güzel ve sosyal bir kıza sırılsıklam aşık oluyor, sosyal sorumluluk projelerinde yer alıyor, sonuçta bu kadar olayın içinde ergenliği epey sancılı geçiyor. Ardından gençlik yılları ve yetişkinliği geliyor. İş hayatını, ekmek parası kazanmayı, özel yaşamın ne demek olduğunu, kendini bulup bulamayacağını deniyor. Bir seri olarak verildiği için de bir sonraki kitabı merak ettiriyor. 


Sue Townsend’ın dehası Adrian Mole serisi ne yazık ki ülkemizde birinci kitapla sınırlı. Kalan kitaplar (lütfen birinci kitap da dahil olmak üzere), umarım en kısa zamanda bu işe hevesli birileri tarafından çevrilerek edebiyatımıza kazandırılır ve küçükten büyüğe okunur. Böylece bizler de dünyanın kabul ettiği bir yazarın farkına varırız. 




KAYNAKÇA

Towsend Sue, 19841985, The Growing Pains of Adrian Mole, Methuen, London UK. 

Towsend Sue, 19891991, True Confessions of Adrian Albert Mole, Methuen London UK.

Towsend Sue, 1998, Adrian Mole: The Wilderness Years, Arrow Books, London UK.

Towsend Sue, 1999 2000, Adrian Mole the Cappuccino Years, Penguin Books, UK.

Towsend Sue, 1982 2003, Bir Yeniyetmenin Gizli Günlüğü, Can Yayınları, İstanbul, 

Çeviren: Gül Atmaca


TÜRK OKUR SUE TOWNSEND'I NEDEN BİLMİYOR?